"Bir gün, Peygamber efendimiz odada oturuyorlarmış Eshab-ı kiramla. Peygamber efendimiz, Allahın düşmanı geliyor buraya demiş. Hazret-i Ömer filan merak etmiş. Acaba kim Allahın düşmanı? Biraz sonra kapı çalınıyor, bir kabile reisi geliyor. Zengin, emrinde kaç tane hizmetçi var, bağları var, bahçelerinde işçiler. Çoğu da müslüman işçiler. Peygamber efendimiz onun kapıdan içeri girdiğini görünce ayağa kalkıyor, karşılıyor. Buyurun efendim diyor yanına oturtuyor, paltosunun eteğini altına minder gibi koyuyor. Toprakta oturuyorlarmış. Peygamber efendimiz kendi mübarek cübbesinin eteğini açıyor, seriyor. Gülüyor, onunla tatlı tatlı sohbet ediyor, neşeleniyor. Biraz sonra kalkıp gidiyor. O giderken yine Peygamber efendimiz kapıya kadar onu geçiriveriyor. Defolup gidince Hazret-i Ömer dayanamamış mübarek, ya Resulallah! Allahın düşmanı gelecek dediniz. Bu muydu o acaba, Allahın düşmanı? Yoksa bu başka mı, daha yolda geliyor mu? o acaba diyor. Çünkü siz buna düşman muamelesi yapmadınız ki, dost muamelesi yaptınız. Her halde Allahın düşmanı başka, geliyor o. Peygamber efendimiz de buyuruyor ki, hayır, Allahın düşmanı buydu. Ben buna idare ettim; müdara. Ba dositan mürüvvet, ba düşmana müdara. Dostlara erkekçe muamele edeceğiz. Kabahatini gördük mü söyleyeceğiz. Bunu yapma böyle! Ama düşmana kabahatini söylemeyeceğiz, idare edeceğiz, beyim, paşam. Nasıl Peygamber efendimiz hürmet etmiş ona? Niçin ben onu böyle idare ettim diyor? Çünkü o bir kabile reisidir. Bağlarında, bahçelerinde çalışan yüzlerce Müslüman var. Ben ona hakaret etseydim, sert muamele yapsaydım bana düşman olurdu, ama korkudan bir şey yapamazdı. Giderdi o müslüman işçilere, onlardan alırdı benim intikamımı diyor. Sırf o müslüman işçiler rahat etsin, onlar sıkılmasın diye, ben bunu idare ettim. Siz de böyle yapın diyor."